HATAY LOKANTASI'NDAN DUYURU

 Ben yetişemedim ama, otuzlu kırklı yıllarda lokanta dediğimiz zaman içeri girdiğinizde; en az üç dört çeşit çorbası, yirmi otuz çeşit yemeği, beş altı çeşit tatlısı olan bir yer akla gelirdi. Buralardaki aşçılar, hazırladıkları çorbaları yemekleri ve tatlıları hazırlarlar ve müşterilerine sunarlardı... Altmışlı yıllarda İstanbul'a geldiğimde aşevleri daha çok "bol kepçe" adıyla anılırdı. Bir de restoran, birahane denilen içkili yerler vardı.

Gelelim bugünkü duruma... Yetmişlerdeki göçle birlikte, bir çok yemek kültürü de geldi İstanbul'a... Önce ocak başı tabir edilen yerler açılmaya başladı. İşçilik ve gider az olduğundan o zamanlar buralar ucuz karın doyurulan yerlerdi. Ocak başına giden müşteri ustayla sohbet eder, rakısının yanında bir de kebap ve salata ile keyfine bakardı... Günümüzde kebap, lahmacun, hamburger ve pizza revaçta olmaya başladı. O güzelim restoranlar yerine dışardan temiz görülse de kalitesiz mekanlar oluşmaya başladı. Meslek maalesef yozlaştı. Eskiden yirmi otuz çeşit çorba, yüzden fazla yemek çeşidi ve balık yemekleri, mezeler ve kırk elli çeşit tatlı yapan ustalar yok artık... Bunların yerine, iki çeşit çorba, dört çeşit meze, iki çeşit tatlı yapabilen ustalar yaratıldı. Yalnız lahmacun yapan, döner kesen aşçılar çoğaldı.. İşin acı tarafı, üç günde yetişen sözüm ona ustaların istedikleri ücretler astronomik.

Bugün lokantacıların durumu, aynen politikacılarımız gibi, günübirlik yaşanıyor, günü kurtaran kahraman sayılıyor. Bugün mesleği yürüten elli yetmiş yaşlarındaki kuşak. Sözde Turizm Okulları açıldı, ama nafile. Okulu bitirenler mesleğini yapmıyor, ilk sözü şu: "Ben tabak taşımak için okumadım". Devletin burada yanlışı var. Bu meslekte onbinlerce genç çalışıyor. Bunları çıraklık eğitimine mecbur tutup, ilköğretim gibi ve orada yetişen gençleri Turizm Otelcilik okullarına almalıdır. Orta okulu bitirmemiş ve sadece okusunlar diye değil, mesleğin içinden gelen gençlere yatılı olmak kaydıyla eğitim verilmeli...

 

 

İşte o zamanlar, hem restoranlar hem oteller kurtulur. Eskiden çıraklar bol kepçede işe başlar, restoranlarda eğitilir, sonra otellere müracaat eder, işe alınırdı. Esnaf lokantaları dediğimiz restaurantlar, turistik otellere eleman kazandıran yerlerdi.

Ben hiç bir kültüre karşı değilim, fakat şuna karşıyım: Birisi göğe çıkarılırken öbürü yok edilmemeli. Lahmacun, pizza ve hamburger geldi ama o güzelim restoranlar gün geçtikçe azalıyor. Bostancı'da en az on tane gazino vardı. Şimdi Kulüp Reşat kaldı. O da sahibinin büyük özverisi ile ayakta duruyor.

Kendi değerlerimize sahip çıkalım. Bunun en önemlisi eğitim. Bunu herkes kabul ediyor. Ama kimse eğitim için kılını kıpırdatmıyor. Bunca güzel oteller yapılıyor, bunun alt yapısı olan vasıflı eleman yetiştirilmesine çare bulunursa bugün İspanya ile yarışa girebiliriz.

Geçmişi olan yerlerin korunmaya değer kültür varlıkları kapsamına girmesini bekliyorum. Bunlardan şu anda aklıma gelenler, Kulüp Reşat, İkiler, Dörtler.. Geçmişi olan yerlerin korunup Grand Kupa gibi heba edilmemesini ümit ediyorum. 1991'de çıkan 3308 sayılı yasa ile getirilen ustalık belgesi ile ilgili çıraklık kanunun çıkarıldığı gibi işletilmesi Odadan tüm işletmelere gönderilen yazının, hiç bir meslektaşımız ne anlam taşıdığını bilmiyor. Hiç bir kurum veya kuruluş bunun üzerinde durmuyor. Yarın bir görevli bu kanunu işletmeye kalkarsa o zaman feryadı göreceksiniz. Bir çok insan işletmesiz ve işsiz kalacak. Buralara ruhsat verenler hiç kusurları yokmuş gibi seyredecekler. TURÇYAD Kuruldu..

Şimdi mesleğimizin kurtulması için Turizm Çalışanları Yardımlaşma Derneği kuruldu. Onları kutluyorum.

  

M. ALİ IŞIK (Hatay Restoran)

 

Yazın Dünyasının Kadıköy'deki Uğrak Yeri

Hatay Restaurant - Bağdat Cad. No : 526 - Bostancı - İstanbul - Turkey
Tel. +90 216 361 3357 

www.hatayrestaurant.com -
e.posta